26.10.2007 - Titreyen Anılar

Titreyen ellerimde tutuyorum gençliğimin kanıtlarını. Benimle birlikte şu masanın çekmecesinde yıllardır aynı anılar yaşıyorlar. “Şu resme hapsolsaydım” diyorum. Lise son sınıfta okulun bahçesindeki en büyük çam ağacının altında çekilmişiz. Ayşe, Elif, Hasan, ben ve sen. Güller açmış gülüşlerimizde. Bakışlarımızda bir ilkbahar ışıltısı, sanki hep böyle kalacakmışız. Esen rüzgarlarla tutuşan gelincik tarlalarıydı gibi kanımız. Hayatın kötü sürprizlerinden henüz haberimiz yok.
Oysa bu gün, zamanın haylaz rüzgarları dört bir yana savurmuş hepimizi. Ayşe liseden hemen sonra bir subayla evlendi ve bir daha görmedim. Elif ile yurt dışına çıkıncaya kadar uzun yıllar görüştük. Bir daha haber alamadım. Hasan’ı okulun en son günü gördüm. Kim bilir nerelerde, hala yaşıyor mu? Ah! Sen kara gözlü, yağız delikanlım! Dudaklarındaki güllerle, gözlerindeki baharlarla, karşı koyup zamana gittin. Çıplaklığından kederli ağaçlar gibi yaşlandım. Bahar hiç uğramadı senden sonra dallarıma. Kimsenin yüreğine sığmadı yüreğim, zaman tenimi yalayıp geçtikçe bıraktığı her iz sana gelen yol oldu.
Kadın, resmi göğsüne bastırırken bir damla yaş asılı kaldı kirpiklerinde. Usulca fısıldadı:”Keşke hapsolsaydım o resme”. Bir gök gürültüsüyle koptu anılardan. Yağmur başlamıştı. Gözlerini dayayıp gökyüzüne yıllardır anılarıyla yaşattığı o ilk aşkının da kendisi için ağladığını düşündü.Gözleri çakmak çakmak yanıyor, bulutların arasından sesleniyordu:”Dön artık”. Garip bir huzur sardı yaşlı yüreğini.
Oturduğu yerden kalkıp camı açtı. Kirpiklerinde asılı kalan damlaların elinden yağmur damlaları tuttu. Birlikte süzüldüler kadının titreyen dudaklarına. Gümüş renkli saçları düştü yüzüne, gözlerindeki güzel şehri sis kaplamıştı yıllar önce. Zamanın kavramı gözlerinde, ellerinde eriyip gitmişti sanki.
Aşkı, anıları, özlemleri bir anda taşmış; önce bedenini, sonra odayı, gökyüzünü, dünyayı kaplamıştı adeta. Titreyen dizleri, eriyen kemikleri, yumuşacık kasları onu daha fazla ayakta taşıyamadı. Camı kapattı, bir şal aldı omuzlarına.
Lise ve üniversite yıllarını birlikte geçirmişlerdi. Kadın öğretmen olarak tayinini beklerken, delikanlı askere gitmeye hazırlanıyordu. İlk kez ayrılıyorlardı. O gün hissetmişti içinde bir şeylerin koptuğunu. Kara gözlerine en son baktığında aralarında otobüs camının soğukluğu vardı. Şeffaf bir duvar gibi aralarında duran camın ardından dokunmuştu en son ellerine. Bir buz parçası ellerinden yüreğine düştü. Haykırdı:
- Seni bekleyeceğim. Seni seviyorum.
- Döneceğim gülüm. Bekle.
Beklemişti özlemle. Her gün bir mektup bırakmıştı postaya. Beklemişti umutla. Beklemişti, ta ki delikanlı bir tabut içinde dönene kadar. Onunla birlikte bir yarısı da ölmüştü sanki.
Hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Yarım kalan yanlarını hiç kimse onaramadı. Çocuk sevgisini öğrencilerinde giderdi.
Cam kenarındaki koltuğuna zor oturabildi. Gözleri hala gökyüzünde, elleri resimle birlikte göğsünde kenetlenmişti. Bir çift el uzandı karanlık gökyüzünden. Tuttu o elleri, göğsündeki resim yere düştü. Yağmur dindi. Gökyüzü sakinleşti.
Handan Gökçek
|