Friendster images

Film bitti ( Handan Gökçek ) - Handan Gökçek - Sır Dökümü - Blogcu



Handan Gökçek - Sır Dökümü

22.10.2007 - Film bitti ( Handan Gökçek )

Film bitti


  Saatlerdir bozmamıştı dudaklarının sessizliğini. Sanki ağzını açsa ince bir duman çıkacak ve yaşlı bir kadın siluetine dönüşecekti. Uzandığı yerden kalktı. Pencere kenarına geçti. Dışarısı karanlık ve soğuktu. Cama vuran bir-iki damla, yağmurun habercisiydi. Sokak lambasının ışığı karşı kaldırımdaki ince gövdeli ağaca vuruyor, rüzgârın şiddetiyle sallanması, sessiz bir film izliyormuş hissi uyandırıyordu. Sanki az sonra kumral saçları rüzgârla birlikte savrulan resimdeki o kadın gelecekti görüntüye. Beyaz ipekli elbisesi, yağmurun ıslaklığıyla üzerine yapışmış, vücut hatları iyice belirginleşmiş, sokak lambasının altında durup ona bakacaktı. Koşarak inecekti aşağıya, sımsıkı sarılacaktı. “The End” Film bitti… Derin bir boşluk… Ekran karanlık… Yine o eski, tek düze yalnızlık.

  Üzerine yağmurluğunu alıp dışarı çıktı. Pencereden gördüğü ağacın altına geçip yukarı baktı. Gökyüzünde kırmızıya çalan garip bir renk vardı. Şimdi kadın penceredeydi... Her zaman ev-iş arasında gidip geldiği geniş caddenin kaldırımındaki su birikintilerine basarak yürümeye başladı. Caddeyi kesen dar sokaklardan birine girdi. Sanki daha önceden bildiği bir yere gidiyormuş gibiydi. Ahşap evler, aradaki sokağa aldırmadan kucaklaşmak için birbirlerine doğru eğilmişlerdi. Yıllardır karşılıklı bakışarak çürüyüp gitmişler… Bazılarının cumbaları yıkılmış, sadece demirden elleri kalmıştı karşıya uzanan. İki kanatlı, büyük, tahta kapı dikkatini çekti. Üzerindeki oymalar çok ince bir işçiliğin eseriydi. Birkaç basamağı çıkıp kapının üzerindeki yontuları inceledi; karanfil desenlerinin ortasında uzun saçlı bir kadın  hüzünle bakıyordu sokağa doğru, kulağındaki büyük gümüş rengi halkaya dokundu, kapı aralandı. İçeriden gelen ney sesiyle adeta büyülendi. Kapı, geniş bir sofaya açılıyordu, tam karşıda tahta sedirde yaşlı bir adam oturuyor, önündeki rahlede duran kitaptan bilinmedik dilde dualar okuyordu. Aklından bir an önce bu garip yerden kaçmak geçti… Yapamadı. Olduğu yerde çakılıp kalmış, gözleriyle odayı geziyordu; duvarlar tahta raflarla kaplıydı. Raflarda kalın kitaplar, içinde renkli tozların ve otların olduğu cam kavanozlar, kadın ve erkek biçiminde küçük tahtadan ve taştan heykeller vardı. Odanın ortasındaki teneke sobadan gelen çıtırtılar… Bir köşede fokurdayan semaver… Yaşlı adamın büyülü mırıltısı… Gramofon iğnesinin çizdiği ney sesi… Dışarıda gittikçe hızlanan yağmurun sesine karışıyor eşsiz bir senfoniye dönüşüyordu. Sessizce oturup olan biteni bulunduğu yerden izleyen yalnızca kitaplar ve kavanozlardı. Orada öylece saatler geçti sanki. Yaşlı adam sustu, başını kaldırıp gelen yabancıya baktı.

- Hoş geldin.
- Kapı aralanınca ney sesi beni içeriye çekti, bırakıp çıkamadım, dedi yabancı.
- Buraya gelişin tesadüf değil. Ney sesi seni içeriye buyur ederken anlatacağın çok şey olduğunu ve  kimseyle paylaşamadığını fısıldadı bana.
- Nasıl? Anlamadım.
- Anlamaya çalışma. Sadece anlat. İçini görebiliyorum. Canını yakan ve yaşamın boyunca unutamadığın o sırrı, anlat bana. Adam uzun bir süre düşündü. Nasıl anlatabilirdi ki? Nerden başlayacaktı? Hem kimdi bu yaşlı adam, büyücü falan mıydı? İçinde sakladığı o sırrı nasıl görebilmişti? Aklındaki onlarca soruyla boğuşurken yaşlı adam düşüncelerini okumuş gibi gözleriyle sedirin yanındaki kaba minderleri işaret ederek: -Buraya oturabilirsin.


  Adam mindere yerleşti kısa bir sessizlikten sonra, derin derin nefes aldı.
- Yıllardır vicdan azabı çekiyorum. Bir insanın hayatına son vermek bir bakıma kendi hayatını da sonlandırıyor. O geceden sonra dünyaya sığamadım. Nereye gittiysem, ne yaptıysam onun hayali bırakmadı peşimi. Artık kurtulmak istiyorum. Beni bu vicdan azabından kurtaracak gücün var mı? Başıma gelenleri hiç yaşamamış olmayı istiyorum. Yılları geri sarmak, her şeyi unutmak istiyorum.
- Bir söz vardır der ki: “Geçmişi hatırlamayanlar, onu bir kez daha yaşamak zorunda kalırlar.” Her şeyi unutup geri dönmek gerçek çözüm olabilir mi senin için? Ya da yaşadığın her neyse onunla hayatına devam etmeyi öğrenmek mi doğru olan? Yaşlı adamın sözleri ürküttü yabancıyı. Onu iç dünyasına döndürdü. Nereden başlayacağını bilemiyordu. En iyisi her şeyin başladığı o apartman dairesine dönmekti.  - Yıllar önceydi, tayinim başka bir şehre çıkmış, apar topar bir apartman dairesine taşınmıştım. Benim için evi kiralayan arkadaşım ev sahibesinin çok yaşlı bir kadın olduğunu, üst katımda oturduğunu, geçimini bu kira ile sağladığını söylemişti. Evde kaldığım daha ilk gece, üst kattan gelen takırtılar ve inlemelerden uyuyamamıştım. Ertesi sabah erkenden kalkıp yukarı çıkmayı düşündüm ama yaşlı kadını rahatsız edebileceğim aklıma gelince vazgeçtim. O geceyi izleyen diğer geceler de üst kattan gelen garip sesler devam etti. Bir akşam ev kirasını da vermeyi bahane ederek yukarı çıktım. Çekinerek bastım zile. Tahta zemine vuran baston sesi gittikçe yakınlaştı, kapı aralandı. “Kim o?” diye sordu titreyen bir ses. Kiracısı olduğumu, para vermeye geldiğimi söylediğimde kapı iyice açıldı. Gözlerinde acı ve merak dolu bakışlarıyla o karşımdaydı. Saçları uzun, gür gümüşi renkte omuzlarına dökülüyordu. İnce geceliğinin altından belli olan sırtındaki kamburla omuzları iyice çökmüştü.Bir süre kapıda öylece kaldım.İçeriye girmemi söyledi ve arkasını dönüp yaşlı vücudunu bastonuna yükleyerek yürüdü, onu takip ettim. Dar koridordan geçerken duvarlardaki siyah beyaz fotoğraflara takıldım. Bir sahnede, püsküllü etekleriyle, ponponlu ayakkabıları, başındaki tüylü saç bandıyla, dans eden bir kadın vardı hepsinde. Koridordan geniş aydınlık salona geçtik. Yatağını cam kenarına taşıtmıştı. Ayak ucunda duran koltuğu bastonuyla işaret ederek oturmamı söyledi. Kendisi de yatağına uzandı. Nefes nefese kalmıştı. Onu yorduğum için özür diledim. Yüzündeki derin çizgiler gülümserken iyice derinleşip elmacık kemikleri belirginleşti. Onca yaşına rağmen yüzü hâlâ çok güzeldi. Yıllardır kapıcısının karısından başkasının gelmemesinden, yalnızlığının onu nasıl sarıp sarmaladığından söz etti. Benden önceki kiracılar parayı kapıcı ile yollarlar bir süre sonra da taşınıp gidermiş. Sırtındaki kamburun ağrısı geceleri iyice çoğalır, ne yana dönse uyuyamaz, en sonunda kalkar iyice yorulana kadar dolaşır; yorgunluktan ağrıyı hissetmemeye başlayınca uyurmuş ancak. Çok güzel konuşmasına rağmen garip bir aksanı vardı. Dediğine göre Rum asıllıymış. Adı Eleni’ymiş. Yatağının başucundaki sararmış fotoğrafa dikkatle baktığımı görünce konuyu değiştirdi. “O benim aynam, yıllardır ona bakarak tarıyorum saçlarımı, gözlerime sürme çekerken ona bakıyorum, dudaklarını boyuyorum bazen.” Söyledikleri beni öylesine etkilemişti ki. Yaşlı kadına karşı garip bir yakınlık duymaya başlamıştım. Masada bir çerçevenin içine sıkışan fettan gülümsemeli kadın beni de o çerçevenin içine çekmişti sanki. Gözlerimi ayıramıyordum fotoğraftan.

  Adam konuşmaya başladığından beri gözleri duvarda bir yere odaklanmış, anlattıklarını oradan izliyor gibiydi. Loşluğun içeriyi yıllanmış bir toz bulutu gibi örttüğü, mobilyalardan gelen incecik küf ve nem kokusunun tütsü kokusuna karıştığı bu sıcak ve huzur dolu odada iyice gevşemiş, korkusuzca bütün içini döküyordu. Yaşlı adamsa gözlerini kapatmış, sessizce dinliyordu yabancıyı.

- O geceden sonra her akşam çıkmaya başladım yukarı. Masadaki fotoğrafa bakmak, Eleni’nin anlattıklarını dinlemek mutluluk veriyordu bana. Eleni de mutluydu. Bana da evinin yedek anahtarını vermişti. Geliş saatlerimi iple çektiğini söylüyor; kapıcının karısına kurabiyeler, kekler yaptırıyordu gündüzleri. Rüyalarımda onu görüyordum, kurduğum hayallerde hep o, fotoğraftaki kadın vardı. Eleni’ye onu anlatmasını istiyordum her akşam. O da berrak bir suyun arkasından bakar gibi başlıyordu anlatmaya. Bir süre sonra karşımdaki o yaşlı kadın gidiyor, sesi billurlaşıyordu. Anlatırken başını sola, kalbine doğru eğmesi hüzün veriyordu bana. Eskiden çok ünlü bir kantocuymuş Eleni. O sahneye çıktığında ıslıklar, naralar sağır edermiş kulakları. Onu izlerken kadınların gözlerinde kıskançlık, yıldızlar gibi ışıldar; sahnedeki Eleni’ yi seyretmektense kocalarının gözlerini seyretmeyi tercih ederler, arada bir de dürterlermiş yanlarındaki adamı. Çok gülermiş Eleni bunlara. Öyle, kıskanç bir kadın gördüğünde daha çok zıplar, kalçalarını sallaya sallaya geçermiş kadının önünden. Bir de Niko’su varmış, arkasında tambur çalan. Onu anlatmaya başladığında gözleri doluyor, sesi tekrar titremeye başlıyordu. Eleni şarkısını bitirir bitirmez çiçek, buket, küçük zarflara konulan kokulu mektuplar yağarmış sahneye. Niko da çok kıskanırmış Eleni’ yi. Kaç kez bu yüzden ayrılmışlar. Eleni sanatının zirvesindeyken ölmüş Niko. Eleni’nin bir hayranı gazino çıkışı bıçaklamış onu. Ondan sonra da kimse girmemiş hayatına. Saltanatlı günler çabuk bitmiş. Uzun süre terzilik yapmış. Sahne kostümleri dikmiş yıllarca, sırtındaki kambur da o yüzden olmuş. Yüksek tansiyon ve şeker hastalığına da o dönemlerde yakalanmış. Aylardır akşamlarım Eleni’yle geçiyordu. Yaşlılığından duyduğu acı hüzün beni çok üzüyordu. Beğenilmeye alışkın bir kadın, orta yaşı geçtiğinde hele bir de yalnızsa, ilgiye olan gereksinimi her geçen gün artar, öyle ki sürekli büyüyüp şiddetli ve kuru bir susuzluğa dönüşür. Eleni de öyleydi. Nasıl olur da o kadar güzel bir kadını yıllar böyle çökertir? Bedeni seksen yaşında ama ruhu yirmilerinde takılıp kalmış bu kadın, bazı geceler gözyaşları içinde yalvarıyordu bana. “Ölümü dört duvar içinde yaşamak sırtımdaki kamburdan daha çok acı veriyor bana. Yaşamak bu kamburdan daha ağır bir yük oldu artık. Yıllar var ki aynalara bakamıyorum. Kendimi hep sahnedeki halimle düşünebiliyorum. Ne olur yardım et bana. Sıyır at şu yaşlı bedeni ruhumdan. Ben çok denedim ama yapamadım.” Ölmeyi o kadar çok istiyordu ki. Ölememenin acısıyla yaşamaya çalışıyor, gömüldüğü yalnızlığından ve ağrılarından bu sayede kurtulabileceğine inanıyordu. Bazı geceler dakikalarca “Yardım et bana!” diye inliyordu. “Beni Niko’ma kavuştur ne olur!”

  Semaver, anlatılanlardan etkilenmiş gibi fokurdamayı kesmiş, gramofon suskun, sobadaki kül sessizdi, yağmur yavaşlayıp yaramaz bir çocuğun uslu gözyaşları gibi sessizce akmaya başlamış, etrafı şölensi bir hüzün kaplamıştı. Yaşlı adam oturduğu yerden kalkıp sobaya birkaç odun attı. Raflardan birine uzanıp bir kavanoz aldı, iki çay bardağına sıcak su koyup kavanozdaki kırmızı tozdan birer kaşık attı. Bir bardak yabancının önüne koydu ve tekrar oturdu yerine.

- Nedir bu?
- Güzel bir çay. Seni dinliyorum, hadi devam et anlatmaya.
- Sanki zamanın akışı değişmişti. Gündüz işyerinde, dosyaların ve yazıların arasında geçmeyen zaman, akşam Eleni’ yle koşup gidiyordu. İçimde fırtınalar kopuyor, nedensiz heyecanlara kapılıyordum. Masanın üzerindeki fotoğrafı düşünerek, hayaller kurarak geçiyordu günler. Dünyadaki onca insanın içinde onun orada olduğunu bilmek dahi heyecan veriyordu bana. O fotoğrafa âşık olmuştum ama fotoğraftaki kadının acılar içinde kıvranan seksen yaşındaki haliyle birlikteydim her akşam. Bazen Eleni’nin söyledikleri aklıma takılıyordu. Ölüm onun için kavuşacağı sevgili demekti. Onu mutlu etmek istiyorsam… Sık sık düşünüyordum bunu. Bir insanın hayatına son vermek nasıl bir şeydi? Bir insana acı çektirmeden hayatına son vermenin yolu var mıydı? Aklımdaki bu düşüncelerden kurtulamıyordum. Eleni’yi mutlu etmeli, kendimi de bu umutsuz tutkudan kurtarmalıydım. Onu sonsuz uykusuna uğurlayacak ve Niko’suna kavuşturacak küçücük beyaz bir yol bulmuştum. Bir gece yine uykumdan Eleni’nin inlemeleriyle uyandım. Komodinin çekmecesinden onun için aldığım o uzun yolculuğa çıkmasına yardım edecek hapı ve yedek anahtarı aldım. Bir şey kontrolümü ele geçirmişti sanki. Hiç düşünmeden üst kata çıkıp kapıyı açtım. Acı büsbütün avucuna almıştı onu; vücudunun her çırpınışında biraz daha sıkıyordu parmaklarını. Yatağından doğrulmaya çalıştıkça yıkılıyordu. Onun çektiği acıyı ben de hissediyor, sırtımda dayanılmaz bir ağırlık ve ağrı duyumsuyordum. Mutfaktan bir bardak su aldım, hapını getirdiğimi, ağrılarının dineceğini söyledim. Gözlerimin içine bakıp gülümsedi… Aceleyle evinden çıkarken masanın üzerindeki resmi almayı unutmadım. Ertesi gün başka bir ev aradım ve taşındım oradan. O da yetmedi, tayinimi başka bir ile istedim. Çok geçmeden o şehirden de ayrıldım. Resim hep yanımdaydı. Her yerde onu arıyordum. Hayatıma hiç kimse giremiyordu. Eleni’nin ölmesi beni o hastalıklı tutkudan kurtaramamışı. Onu ne zaman düşünsem o son gülümsemesi geliyordu aklıma. İçimde devrilen koca gövdeli ağaçların altında kalıyordum. Ben, her şeyi unutmak istiyorum, bunu yapacak gücünüz var mı? Her şeyi unutup resimdeki kadını bulmak, onunla ölmek istiyorum.

  Yaşlı adam, uzun bir süre sessiz kaldı. Bardağındaki son yudumu da içtikten sonra usulca fısıldadı:

- Vicdan azabından kurtulmak istiyorsun. Bunun içinde Eleni’yi unutmak gerektiğine inanıyorsun. Buradan çıkıp gittiğinde o kadını bulacaksın belki de; çünkü buna inanıyorsun. Ama istediğin bu olmamalıydı. Eleni’yi unutmak mı istiyorsun gerçekten?
- Evet. Onu hiç tanımamış olmayı istiyorum. Ve resimdeki kadın gibi bir kadın…
- Peki. Sen eve dönene kadar resimdeki kadının yüzü silinecek, o silikleştikçe sen unutmaya başlayacaksın. Ama konuşmamızın başında söylediğim gibi “geçmişini hatırlamayanlar onu bir kez daha yaşamak zorunda kalabilirler.”
- Hayır! Hayır!

  Adam hızla oturduğu yerden kalktı. Neler yapıyordu böyle. Ne saçma bir inanca kapılmıştı. Bu yaşlı ve zavallı adam ona nasıl yardım edebilirdi ki? Büyük tahta kapıyı açarken yaşlı adamın son sözleri çalındı kulağına.

- Arkana bakarak yaşarsan olmadık yerlere çarpabilirsin. Her zaman önüne bak ama ardındakileri de unutma. Sen düşlerine inanıyorsun. Eleni’yi bir daha düşün.

  Dışarıda yağmur dinmiş yerini keskin bir soğuğa bırakmıştı. Adam dişlerini sıkarak koşuyor bir yandan da o yaşlı büyücünün son sözleri çınlıyordu kulağında. Yanlış bir şey istemişti. Eleni’ yi hiç tanımamış olmayı istemiyordu. O çok özel bir kadındı. Yaşlı adam belki de doğru söylüyordu. Belki de doğaüstü güçleri vardı. Geri dönüp Eleni’ yi hiç öldürmemiş olmayı istemeliydi. Eleni yaşamının son anına kadar yaşamalıydı. Durdu. Geri döndü hızla koşmaya başladı. Sokaklara baktı. Koştu… Koştu… Öyle bir sokak var mıydı?.. Öyle bir ev… Öyle bir adam… “Sen düşlerine inanıyorsun.” Eleni’ye verdiği hap… Sıradan bir ağrıkesici mi?.. Ya da yoktu öyle bir şey. Onu ağrılar içinde bırakıp kaçmış sonra düşlerinde onu… Yoksa…

   
 

Handan Gökçek

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2006-10-06 23:00:04 - Merhaba

Yazan: nurşen görşen
İyiki arkadaş listenize eklemişsiniz beni, teşekkür ederim. Yoksa güzel hikayelerinizden mahrum kalacaktım. Vicdan azabı rahat bırakmamış öykünüzün kahramanını. Uzaklara kaçmış ama aslında kaçamamış aklı vicdanı hasta bırakıp gittiği kadında kalmış. Kaleminize, yüreğinize sağlık. Diliniz, kurgunuz ustaca. Fırsatım oldukça uğrayacağım . Sizi de bloguma ve yorumlara beklerim.
Bağlantı

2006-10-06 03:00:47 - -

Yazan: farmau
Selamlar .Tek kelimeyle harika...
Bağlantı

2006-10-05 02:26:19 - gece kuşu 1

Yazan: ipeksol
..
sahur vakti..
gece kör karanlık
geziniyorum sokağınızda..
iyice sindirip kelimeleri
yeniden geleceğim..

..
gönlünüzce olun

Bağlantı

2006-10-04 19:23:12 - tibetten mesaj

Yazan: tibette7yil
Güzel bir gün geçirmeniz dileğiyle
Tibet
Bağlantı

2006-10-04 16:07:31 - selam

Yazan: sehitlerolmez
arkadas olarak görüp bloğunuza eklediğiniz için tesekkurederim
Bağlantı

2006-10-04 12:39:30 - slm...

Yazan: errool
çok güzel yazmışsınız, tebrik ediyorum teşekkürler...
Bağlantı

2006-10-04 10:50:51 - merhaba

Yazan: varsayim
beni arkadaş listenize eklemişsiniz bende sizi ekledim
şu anda vaktim dar ama en kısa zamanda hikayenizi okuycam

sevgiler

Düzenleyen varsayim gün: 4.10.2006 saat: 10:55
Bağlantı

2006-10-04 08:07:44 - merhaba Handan Hanim..

Yazan: FikretSimsek

aramizda olmaniz ne güzel. böylesine güzel öykülerinizi burada bizlerle paylasmaniz gercekten cok önemli. sizi kutluyorum. yazdiklarinizi vaktim oldugunda zevkle okuyacagim.

bir öykünüzü okuyabildim . söyle bir bakayim demistim .. harikasiniz . Fakir Baykurt´un bir kitabini okumustum 35 sene kadar önceydi .. o havayi vermissiniz ..

cok basarilisiniz . bizler sansliyiz diye düsünüyorum . emeklerinize saglik .

dostlarinizin arasinda adim olmasi beni cok sevindirdi .. cok tesekkür ederim .

sevgilerimle .
Bağlantı

2006-10-04 07:23:31 - YORUM MU NE YORUMU? YORMASAM OLMAZ MI?:)))

Yazan: ilahiask alien (ilahiask)

MERHABAA SEVGİLİ HANDAN GÖKÇEK :))

BEN BUGÜN HEMEN KİTAPÇIYA GİDİP KİTAP DİLENECEĞİM. KİMBİLİR BELKİ BİR TANE VERİRLER: :))



KAL SEVİ SAĞLICAKLAA SEVGİLİ HANDAN GÖKÇEK :))
Bağlantı

2006-10-04 05:58:15 - merhaba yeniden...

Yazan: asivemavi36
uzun yazmazlar pek burada,yazanlarıda okumayı sevmezler bu nasıl blogculuk,bu nasıl paylaşımsa?.. ve genelde yazmış olmak için yazarlar,pazar alışverişi, fotoğrafçı,dişçi anıları falan..
ben böyle sizin gibi arkadaşlar bulunca seviniyorum..
hoş geldiniz tekrar..
Bağlantı

2006-10-04 03:22:19 - merhaba...

Yazan: huznunyuzueylul
hikaye çok duygulandırdı beni...neler için nelerden vaz geçmedik ki...aradaş listenize aldığınız için ayrıca teşekkür ederim. Bu arada cuma sabah 10.30 da İzmir tv de koro olarak canlı yayınımız var...beni de izleyebilirsiniz. Yüzyüze görüşmek isterdim.
Karşıyaka-Bostanlı'dan selam size...Eylül GÖKDEMİR
Bağlantı

2006-10-03 23:40:22 - M

Yazan: mirzabey
İyi geceler,vaktim dar, sonra uğrayacağım mutlaka...
Bağlantı

2006-10-03 22:03:29 - Merhaba Hemşehrim,Merhaba İzmir'im...

Yazan: izmirim
Muhteşem bir hikayeydi,yok sanki film gibiydi.Film izlemiş gibi bir hisse kapıldım,kaleminize sağlık,güzel yüreğinize sağlık.Arkadaş listenize eklediğiniz için tşkler,ben de seve seve ekliyorum sizi.Sık sık görüşmek dileğiyle,İzmir'ime,martılara ben den slm söyleyin emi?
Bağlantı

2006-10-03 22:03:01 - Handan Hanım...

Yazan: ihlamur
Arkadaşlarımın arasına, akçaorman'a ve tabii IHLAMUR'un gölgesine hoş geldiniz...
Hikayelerinizi çok merak ediyorum. Eğer bu hafta sonu çalışmazsam, mutlaka blogunuza uğrayıp, rahat rahat okuyacağım yazdıklarınızı... Bugün hiç monitörün karşısından ayrılamadım, iş güç dolayısıyla ve şu an evde hala bilgisayarın karşısında olmam bile hayret verici esasında. Çok yorgun olmama rağmen, sanki hayat artık burada, bu sanal hayatta sürüyor gibi geliyor bana. İlk yorum için fazla uzun oldu sanırım... Şimdi dinlenmeliyim. Yarın da yorucu olacak benim için.
Sevgiler. Görüşmek üzere.

Düzenleyen ihlamur gün: 3.10.2006 saat: 10:04
Bağlantı

2006-10-03 21:32:10 - .......

Yazan: obsesif
karanlık yeryüzünü hergün biraz daha yutarken........herşeyin yozlaştığı ve kirlendiği bir dünyada saraylarla savaş kulübelerle barış di,yen dost yürekleri tanımak yalnızlığa serpilmiş bir avuç gökyüzüdür sevgiyle kalın..........
Bağlantı

2006-10-03 21:12:57 - Muhteşemsiniz :)

Yazan: gercekyasamdan
Ne kadar güzel yazmışsınız yüreğinize sağlık, bizlerle paylaştığınız için tşk ederim. Yazılarınızın devamını bekliyorum. Ayrıca sizi memnuniyetle arkadaş listeme ekledim..
Saygı ve Sevgilerimle

Düzenleyen gercekyasamdan gün: 3.10.2006 saat: 09:15
Bağlantı

2006-10-03 19:07:41 - slm

Yazan: hazanmevsimi
öyle bir komşumuz vardı
rumdu o da bir çatı katında
yaşardı ..yaşlımı yaşlı..
onu gördüm hikayede
ve süpriz son güzeldi...
gerçekten düşlerimizde mi yaşıyoruz?
içimizde öldürdük dediğimiz neleri
geride bıraktık kimbilir...
nelerden kaçtık....
kaleminize sağlık
sevgiler
arkadaş olmuşuz çok sevindim:))
Bağlantı

2006-10-03 18:59:27 - hoş geldin...

Yazan: asivemavi36
ne diyeyim..bir yaşar kemal okuyor gibiyim...
şimdi aklım bende değil,biraz aykırıyım,biraz kurarlsız...dönüp illaki okuyacağım ama bir hoşgeldin demek gerek önce...yazılarını komple okuyacağım..
hoş geldin dost..
sevgi ve saygımla..
Bağlantı

2006-10-03 16:27:21 - merhaba

Yazan: mitsuko
henuz hikayenizin tamamini okuyamadim..en kisa zamanda tamamini okumayi umuyorum..saglicakla kalin
Bağlantı

2006-10-03 14:49:00 - ,,,,,

Yazan: kaybolusculuk



iyi çalışmalar..

:)

Bağlantı

2006-10-03 13:06:24 - merhabalar

Yazan: acilarparki
amacım ukalalık değil yanlış anlamayın

yazınızı çok fazla okuyamadım malum iş yeri olduğundan....
fazlaca vakit ayırılmıyor malesef...

eğer bu yazınızı 2 yada 3 bölümde yazarsanız emin olun ki daha çok okunacaktır.....

malesef yapı olarak çok uzun yazıları okumaktan sıkıloyurz....
kendi adıma demiyorum tabiki bunu genel olarak sölmüyorum
ve yapılan eleştiriler genelde hep sallama oluyor....

yani tam kıvamında değil
güzel bi paylaşım
harika olmuş gibi kalıp sözler..
bu ilk başlarda iyi gibi görünsede sonraları tamamen yıpratmaya başlıyor insanı...
neyse fazla vakit almamak lazım...

ruhunu serin tut

boş kaldığım anda okuyaceağım...
Bağlantı

2006-10-03 11:49:32 - Selam

Yazan: zeytintanesi
Tebrik ediyorum, hikayen çok güzel, kitabın daha da güzeldir sanırım. Kitap okumayı çok seviyorum. Seninde kitaplarını alacağım, okuduğumdada yorumlarımı yazarım.
Arkadaş listene eklediğin için teşekkür ederim. Yoksa böyle güzel hikayelerden mahrum kalacaktım. Sayfanı yetişebildiğim kadar takip edeceğim. Bende ziyaret ve yorumlarını bekliyorum.
Bağlantı

2006-10-02 23:28:53 - BAL KAVANOZU

Yazan: aakif
BAL KAVANOZU
Neyi paylaşamayız bilmem ki?...
Mavi gökyüzü, gül kokusu, kuş sesi;
Bal kavanozuna düşmüş bu dünya,
Sana da yeter, bana da...
Bağlantı

2006-10-02 22:19:26 - MERHABA

Yazan: zero1
ARKADASIM NE DİYECEĞİMİ BİLEMİYORUM COOOOOK BEĞENDİM ÖYKÜNÜ.ELLERİNE YÜREĞİNE SAĞLIK.AYRICA ARKADAS OLARAK BENİ EKLEDİĞİN İÇİN COK TEŞEKKÜRLER.SEVGİYLE KAL.
Bağlantı

2006-10-02 18:09:46 - Tebrikler...

Yazan: cecilia
Tek kelimeyle harikaydı. Yüreğine sağlık diyorum. Yazını okurken sanki kısa bir film izlemiş gibi oldum, güzel bir film gibi. Senin bütün hikayelerin böyle dokunaklı, hüzünlü olmak zorunda mı?
Acaba sadece hayallerinde mi öldüğünü sanıyor? Yoksa gerçekten ölmedi mi?
Yoksa sadece düşlerine mi inandı? Sorular, sorular...
Öpüyorum canım, yeni hikayelerini sabırsızlıkla bekliyorum.
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Friendster images